DEMOKRASİ KAVRAMI

Demokrasi; kelime manasıyla Demos ve Kratos’tan oluşmuş Latince kökenli bir kavramdır. Yani Halkın iktidarı terimlerinden oluşan demokrasi Yunanca democratia sözcüğünden gelmektedir. Kısaca demokrasi halkın yönetimi veya iktidarı anlamına gelmektedir.
DEMOKRASİNİN KISA TARİHÇESİ
Temelleri sözcük kökeniyle irdelendiğinde Eski Yunan’a giden demokrasi; bugüne parlamenter sistemlerde demokrasi olarak gelişim süreci göstermiştir. Bugünkü anlamıyla demokrasi hükümet şekli olduğu gibi, toplum hayatını düzenleyen bir anlayış tarzıdır. Demokrasi de soy, servet, ırk gibi özellikler hiç kimseye başkalarına karşı bir üstünlük sağlamaz.
Demokrasi aynı zamanda yurttaşların hükümet baskısı altında kalıp ezilmesini de önler. Böyle bir yönetim şeklinde, yurttaşların konuşma, basın ve din özgürlüğü vardır.[1]
Tabii –her ne kadar tanımının yapılması zor da olsa- demokrasinin bu gelişim sürecinde vurgulanması gereken iki önemli olgu daha var:
1) demokrasi ideali, demokrasi gerçeğini olgusunu tanımlamaz veya tersi gerçek demokrasi ile ideal demokrasi bir ve aynı şeyler değildir.
2)demokrasi; onun idealleri ile gerçeği arasındaki karşılıklı etkileşimden, olanla olması gerekenin çekişmesinden doğar ve bunlar tarafından şekillenir.[2]
Pekiyi demokrasi nasıl bir istençle ortaya çıkmıştır? Touraine’ e göre; demokrasiyi yurttaşlar istemelidir, yöneticiler dayatmamalıdır. Yani demokrasi ancak bir özgürleşme isteğinin ardından geliyorsa sağlamdır. Unutulmamalıdır ki, bu özgürleşme isteği en kişisel deneyime bağlı grup ve baskı biçimlerine karşı cephe aldığından, aynı anda hem daha uzakta hem de daha yakında kendisine sürekli yeni sınırlar çizdiği ölçüde vardır. [3]
Demokrasi hakkında vardığımız sonuçlar bizi bir sistem olarak demokrasiden ziyade toplumsal bir yaşam felsefesi olarak demokrasiye götürür. Demokrasiyi belirli sınırlar içerisinde değerlendirmek zordur. Çünkü demokrasi kökensel olarak eski Yunan şehir devletlerinden itibaren gelişim göstermektedir. Bununla birlikte vardığımız sonuçlar kısaca aşağıdaki gibidir:
a)Demokrasi belirli bir savaşımın içerisindedir. Demokrasi sadece bir kurumsal güvenceler bütünü, olumsuz bir özgürlük değildir. Dizgelerin egemen mantığa karşı öznelerin ekinlerinde ve özgürlüklerinde verdikleri savaşımdır, Robert Fraisse’in deyimiyle öznenin siyasasıdır.[4]
b) demokrasi bireysel ve ortak özgürlüğün toplumsal kurumlarca tanınmasına dayanır; bireysel ve ortak özgürlük, yönetenler yönetilenler tarafından serbest seçimle belirlenmeden ve toplumsal kurumların oluşumuna, değişimine en yüksek düzeyde katılım sağlamadan var olamaz. Kısacası demokrasi o ülkenin tüm değerlerince korunmuş olmalı ve girişte belirttiğimiz ilkelerden bağımsız düşünülmemelidir.
c)Bir toplum; grup, kitle için demokrasi olamaz. Bu sayılan değerler demokrasinin içerisinde yer alır; çünkü demokrasi bir üst katman yapısı özelliği taşımaktadır. Demokrasi hiçbir zaman prosedürlere ya da kurumlara indirgenemez.
d) Ve nihayet demokrasi hukuk devletini egemenlik altındakilerin çıkarlarına uygun düşen bir yönde değiştirmeye çalışan toplumsal ve siyasal bir güçtür. Oysa hukuksal ve siyasal biçimcilik demokrasiyi, siyasal iktidardan egemen öbeklerin erkini tehlikeye sokan toplumsal istemlere giden yola engeller koyarak karşıt yönde, oligarşik bir yönde kullanır. [5]
Demokrasi günümüz değerleriyle açıklanmaya çalışıldığında belirli kavramlar üzerine inşa edilmiş bir bina olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu değerler; temel haklara saygı, yurttaşlık ve yöneticilerin temsilci kudretine sahip olmaları olarak kısaca özetlenebilir.
Demokrasi; ilkin siyasilerin aracılığını ve temsilciliğini yapacağı toplumsal grupların varlığını gerçekleştirir. Ve sivil toplum pek çok toplumsal gruptan oluştuğuna göre demokrasi ancak çoğulcu olduğu ölçüde temsilciliğe olanak sağlar. Bu da demek oluyor ki demokrasinin birincil derecede önceliği temsil sorunudur. Yani kim; kimi, nasıl ve ne şekilde temsil edecek? Bu sorun demokrasi tarihinde önemli bir yer işgal etmiştir.
Demokratik bir toplumun ikinci özelliği seçmenlerin yurttaş olmaları ve kendilerini yurttaş kabul etmeleridir. Yöneticiler yönetimle ilgilenmeli, karar alma sürecine etki edebilmelidirler ki bu da ileride değineceğimiz temsili demokrasinin tanımlanmasını ifade etmektedir. Eğer yönetilenler ortaya çıkan sorumluluğa sahip olmazlar ise yani yönetim sürecine dâhil olmazlar ise; toplumsal olarak bir yabancılaşma başlayacak, bu da toplumu bireyler gözünde “Ben” ve “Öteki” karmaşasına sürükleyecektir. Toplumsal yapının atomize birliği olan Birey öncelikle kendinden, daha sonra toplumdan ve en sonunda da yönetici sınıftan farklılaşarak kendisini ispat yoluna gidecektir. Bu sadece bireysel olarak gerçekleşme yedebilir. Bu yabancılaşmanın yönetici sınıf tarafına yansımasının sonuçları da ağır olacaktır. Mevcut sistem Easton’un sistem teorisine göre girdilere yani toplumsal isteklere cevap vermekte zorlanacak ve sistem tıkanacak hatta tıkanmakla kalmayıp ortadan kalkma tehlikesiyle de karşı karşıya kalacaktır.
Graham Fuller’in işaret ettiği üzere Yönetici sınıf ile yönetilenler arasındaki bu kopukluğun toplumsal olarak bir diğer tehlikesi ise toplumun milliyetçi dürtülerini güçlendirerek yöneticiler ile yönetilenler arasında bir iktidar savaşının çıkmasına yol açacaktır.[6]
Son olarak yöneticilerin erki sınırlandırılmalıdır. Aksi takdirde demokratik yapı monarşik yapıya dönüşebilir. Yönetici sınıf kendi istekleri doğrultusunda karar alabilme ve aldığı kararları uygulayabilme erkine sahip olursa yeri gelir meşhur Oligarşinin Tunç Kanununda[7] olduğu gibi yönetici sınıf halkın içerisinden halk için çıkmış bir sınıf olmasına rağmen iktidarı kendisi için kullanır, yeri gelir demokratik yolları kullanarak gelen siyasal otorite bu güçle kendisini adeta demirden bir zırha bürür. Bunu engellemenin yollarından birisi Kuvvetler Ayrılığı prensibidir. Montesquieu tarafından ilk defa kavramlaştırılan bu prensip, demokratik yönetimlerde yasa yapma erkini bir güce yürütme erkini bir başka güce ve son olarak da yargılama erkini bir başka güce vermelidir demektedir.
Günümüzde monarşik düşünceyle demokratik düşünceyi birbirinden ayıran şudur: monarşik düşünce hukuk kurallarının formalitesi üzerinde dururken, demokratik düşünce hukukun formalitesinin ve iktidarının kullandığı dilin ardında gizlenmiş seçimleri ve toplumsal anlaşmazlıkları bulgulama çabasındadır.
Daha da derine inersek, demokrasinin var olma koşulu siyasal eşitlik, tüm yurttaşlara aynı hakların verilmesi değildir. Yalnızca; demokrasi toplumsal eşitsizlikleri ahlaksal haklar adına dengelemek üzere bir araçtır aynı zamanda. Öyle ki demokratik devlet, en savunmasız yurttaşlarına yasanın belirleyeceği sınırlar çerçevesinde, devletin kendisinin de içerisinde bulunduğu eşitsizlik içeren bir düzene karşı gelme hakkını tanımalıdır. Böylece devlet kendi erkini kısıtlamış olur ama daha önemlisi, bunu siyasal düzenin toplumsal eşitsizlikleri dengelemek gibi bir işlevi olduğunu kabul ettiği için yapar.[8]
Demokrasi, çoğulcu bir karakterle işlerliğini sürdürebilmek için öncelikli olarak üzerinde ortak bir mutabakata varılmış normlar ve değerlerce çerçevelenen bir toplumsal düzen fikrinin yerleşikliğine ve ortak bir gelecek tasavvur edebilme kabiliyetine ihtiyaç duyar. Bu nedenle, demokratik sistem dâhilinde düşünüldüğünde – istikrarsızlığa ve sürekli çözümsüzlüğe sebebiyet vermediği ölçüde- varlığı kaçınılmaz olan siyasi parçalılık içinde siyasi partilerin yerlerini ve temel sorunlara dair tutumlarını net biçimde tayin etmiş olmaları gerekir.[9]
Tüm bu bilgiler ışığında demokrasiyi tanımlamaya çalışırsak; günümüzde azınlıkta olanların haklarına saygı gösterdiği ve onlara bir gün çoğunluğa dönüşebilme yollarının açık tutulduğu özgürlükçü bir çoğunluk yönetimi ve ayrıca temel hak ve hürriyetleri esas alan, bireyin söylemlerini özgürce belirtebildiği bir yaşam ve yönetim biçimi olarak tanımlanabilir.
Toktamış Ateş’ e göre ise demokrasi; insanların kendilerini ilgilendiren ya da ilgilendirebilecek olan her konuda, kararların oluşum sürecine katılımları olarak ifade edilmektedir.[10]

Demokrasinin Evrimi:
Demokrasi kavramı, tekrarlamak gerekirse, kökleri Eski Yunan’a kadar uzanan bir kavramdır. Toplum içerisindeki bireylerin birlikte yaşayabileceği bir alan olarak ortaya çıkan Polis lerde; bireyler kendilerinin de kararlar üzerinde söz sahibi olması isteğinin ürünü olan demokrasi; aristokrasinin bu isteklere cevap verememesi sonucu anlam kazanmıştı.
İlk demokrasi hareketleri olarak; Solon(M.Ö594) ve Cleisthenes’ in (M.Ö525) yetkinleştirdiği demokrasi çerçevesi, MÖ 338 yılına kadar süregelmiştir.[11]
Solon ve Cleisthenes’ in reformlarının temel özelliği toplumda ikiliğe yol açan klanların kaldırılmasıdır. Solon’ un reformları bir anayasa niteliği taşımakla birlikte yine günümüz anlamındaki demokrasi için önemli olan adil mahkemeler, Halk meclisleri gibi yapıları öngörmekteydi. Nüfusun polislerde 10.000 kişiyi geçmemesinden ötürü asıl demokrasi dediğimiz; doğrudan demokrasi daha kolay uygulanabiliyordu.
Kadınlara ve çocuklara seçme seçilme hakkı verilmemesine rağmen bu hareket yine de ilk demokrasi hareketleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yunan demokrasi hareketinin kısıtlandığı yer ise ilginçtir; bir sınıf veya baskı grubu tarafından değil de demokrasinin sınırlarında bir düzenleme yapılmamasından ileri geliyordu. [12] Bu şekilde yunan demokrasinin tıkandığı yerler özgürlük ortamının güçlü olmasından kaynaklanmaktadır denilebilir.
Eski Yunan’da demokrasiden uzaklaşması ise Yunan polislerinin yıkılması ile ortaya çıkmaktaydı. Platon demokrasiyi mahkûm etmekte en iyi yönetim biçiminin Aristokrasi olduğunu vurgulamaktaydı.
Daha sonraki dönemde ise demokrasi hareketini Roma’da da gözlemleyebiliriz. Birçok bilim adamının Roma’nın demokrasiyi hiç yaşamadığı yönündeki iddialarının temelinde yatan neden Roma aristokrasinden diktatörlüğe geçilmiş olmasıdır. Oysaki aristokrasinin hemen ardından bir demokratikleşme süreci yaşanmıştır. Roma halk meclislerinin varlığı ve Roma Anayasası bize bunu göstermektedir. Tabii ki Roma demokrasisi Yunan demokrasisi gibi aynı şartlarda gelişmedi. Roma’nın Atina’dan büyük daha büyük sorunlar vardı: çünkü toprağı ve nüfusu çok büyüktü. Halk meclislerinin toplanması bile çok zordu. Buna rağmen kurumsal bakımdan demokratik meclislerin önemli bir rol oynamalarıyla birlikte Roma anayasası, temelinde bir Yunan sitesininkiyle eşti.[13]
Ortaçağ da ise feodal krallıklarla demokrasiye bir kez daha kısıtlama getirilmiş, gelişimi uzun bir süreyle aksamıştı. Toprak senyörleri tarafından konulan kanunlar, kısıtlamalar halk üzerinde baskı unsurunu yaratmıştı. Arkasından gelen yüzyıllarda ise kurulan mutlakiyet idareleri de bir oligarşik sınıf yaratmaktan öteye gidememiş; sadece feodal beyliklerin modernleştirilmiş hali olarak ortaya çıkmıştır.
Bu durumun son bulması Rönesans’ın aydınlanmacı ilkeleriyle başlamakta ve tam anlamıyla oturması ise Fransız devrimine rastlamaktadır. Fransız devriminin getirdiği eşitlik vurgusu ve dönemin aydınlarının çalışmaları günümüz demokrasilerine büyük bir katkı yapmıştır. Devrimden sonra toplanan meclis, İnsan hakları Beyannamesini yayınlayarak; bireye vurgu yaptığını göstermekle kalmamış bireyin haklarını anayasada güvence altına almıştır.
Günümüzdeki anlamıyla batı demokrasisinin klasik çağlarda görülen ve Doğu demokrasilerinden ayrılan bir özelliği, bireyin ortaya çıkışıdır.[14] Genelde tek merkezli bir yönetime sahip olan Avrupa’daki ulusal devletler demokrasiye dönüşmeye başladılar. Bu sürecin arkasında yatan neden ise XVI ve XVII. yüzyılda yayılan dinsel kuralların ortaya çıkardığı koşulsuz itaat anlayışına karşı duruştur. Toplum, değişim karşısında durulayamayacağı yönündeki düşüncelerini yüksek sesle söylemekteydi.[15]
Fransız devriminin yarattığı bu özgürlük anlayışı ve arkasından gelen fikirleri tüm dünyaya yayılmış, çok uluslu devletler için bir tehlike oluşturmaya başlamıştır.
Amerika’da mutlakiyet idaresini yıkacak gelişme, Amerikan devriminin gerçekleşmesiydi. Tam anlamıyla demokratik bir hareket olmasa da bu hareketin sonucunda Meşruti demokrasi sağlanacaktı. 1776 tarihli Virginia bildirisi Anayasaya eklenerek bu yolda büyük bir adım atılmış oluyordu.

DEMOKRASİNİN TÜRLERİ
Genel anlamda demokrasi türlerini iki başlık altında toplamamız mümkündür:

A) BATI TİPİ DEMOKRASİ

B) MARKSİST MODEL DEMOKRASİLERİ

A) BATI TİPİ DEMOKRASİLER
Batı tipi demokrasiler çoğulculuk ilkesi üzerine şekillenmektedir. Bu demokrasilerin özüne bakıldığında üç kavrama vurgu yapıldığını görmekteyiz. Bunlar: parlamento düzeni, çok partililik, seçim.[16]

Günümüzdeki demokrasi anlayışının sadece siyasal boyuta indirilmesi, yani halka temsil yetkisi üzerinde söz verilmesi demokrasi anlayışımızın sadece siyasal boyutta olduğunu, yaşam felsefesi olarak demokrasiden uzak kaldığımızı da eklemek gerekmektedir.
Oysaki demokrasi gerek siyasal yönetim biçimi, gerekse yaşam felsefesiyle birlikte değerlendirilmelidir.
A.1. ÇEŞİTLİ ANLAMLARIYLA DEMOKRASİ TÜRLERİ
A.1.1)DOĞRUDAN(ASIL) DEMOKRASİ:
Bu modelde esas olan parlamenter anlayıştır. Kısaca siyasi kararların, doğrudan doğruya bütün yurttaşların oy çokluğuyla alındığı bir hükümet şeklidir. Bu tür demokrasi modeline en iyi örnek olarak Eski Yunan polisleri verilebilmektedir. Nüfusu az olan Yunan polislerinde kararlar halkın doğrudan yönetiminde söz sahibi olduğu bir mecliste, Halk meclisinde alınırdı. Özellikle de Atina ve Isparta polislerindeki demokrasi uygulamaları doğrudan demokrasinin en iyi örneklerini oluşturmaktadır. Günümüzde doğrudan demokrasi uygulamasına örnek verilebilecek bir devlet yoktur. Bunun sebebi nüfusun aşırı şekilde fazlalığıdır. Milyonla ifade edilen ülkelerin var olduğu günümüz dünyası bu demokrasi modelinin uygulanabilirliğini imkânsız kılmıştır.
A.1.2) TEMSİLİ DEMOKRASİ:
Yurttaşların, siyasi haklarını doğrudan kendileri tarafından değil de kendilerinin seçtiği temsilcileri vasıtasıyla korunup kullanıldığı bir türdür. Çağdaş dünyada karşımıza çıkan ve günümüz şartlarıyla kabul gören bir türdür.
Temsili demokraside halk, temsilcilerini belirli bir anlayış çerçevesinde ele alır. Bu anlayış bazen siyasi rant bazen de medya yoluyla yurttaşlara yansıtılarak, yurttaşların hür iradeleriyle karar vermesine engel teşkil edebilir. Yurttaşların belirlediği temsilciler parlamento adı verilen meclislerde( halk meclisi veya İngiltere de olduğu gibi ikili meclis) yetkileri Halk adına kullanırlar.
Halkın bu süreçte temsilcilerini belirleme yolu, hiç şüphesiz seçimden geçer. Eşit şartlar altında yapılan yarışlarda halk, kendisine en yakın düşünceye sahip olan adaylara kendisini temsil yetkisini verir. Bu temsil yetkisi parlamenter sistemde partiler nezdinde olabileceği gibi bağımsız temsilciler nezdinde de gerçekleştirilebilir.
Temsili demokrasi; uygulanabilirlik açısından hem en kolay, hem de en zor bir yönetim biçimidir. Kolaydır çünkü eşit şartlar altında gerçekleştirilen seçimlerde en yüksek oyu alanların halk adına iktidar olma imkânı vardır. Parlamenterler kendilerine verilen yetkinin bilincindedirler.
Temsili demokrasinin zorluğu birkaç başlık altında değerlendirilebilir. Bu zorluklardan bahsetmek gerekirse;
Birincisi demokratik süreci zora sokan grup eylemleridir. Buna örnek olarak baskı gruplarının, çok uluslu şirketlerin, hatta ordunun gerçekleştirdiği eylemler sayılabilir.
Baskı grupları, kendisinin istediği şekilde iktidar organlarına karar alınması yönünde baskı uygular. Bu baskının güvencesi ise kitle tipi baskı gruplarında örgütün sayısı, kadro tipi baskı gruplarında ise örgüt üyelerinin niteliği ( mali güç, itibar v.s.) ile gerçekleşir.
Ordunun rolüne gelince…
Ordu elinde bulundurduğu gerek askeri gerekse toplumdaki otoritesi ile demokratik karar alma sürecine müdahalede bulunabilir. Ordunun bu rolü, mevcut siyasal düzeni korumak veya düzendeki yanlışlıkları düzeltmek adına gerçekleşir. Tabii ordu eliyle demokrasiye yapılacak müdahaleler az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde görülen bir tiptir.
Bir başka sorun ise; yöneticiler ile yönetilenler arasındaki kopukluğa dayanır. Geçmiş bölümlerde de değindiğimiz üzere temsili demokrasilerde yurttaş eğer temsilcilerini denetleme mekanizmasından yoksun kalırsa, yabancılaşma kaçınılmaz olarak başlayacaktır. Yönetilenin yöneticilere yabancılaşması onu, kendini ispatlama yönüne sevk edecektir. Bu bireysel anlamda tepkiselliğe iterken toplumda onun gibi düşünenlerle birlikteliği bu tepkisellikleri eylemselliğe dönüştürecektir. Bu eylemsellik milliyetçilik boyutuyla kendini gösterecektir.
Murat Mert’e göre; siyasi karar alma süreçlerine aktif katılım boyutunda ortaya çıkan bu “temsil krizi”; herhangi bir siyasi toplumda, demokratik süreçlerin kurumsallaşma düzeyinden, sağlam ve sağlıklı temeller üzerinde yükselen siyasi parti sistemine, hakların etkin biçimde kullanımını ören anayasal güvenceler sisteminin yerleşikliğinden, siyasi kültürün süreklilik arz eden kırılganlığına uzanan oldukça geniş kapsamlı bir siyasi süreçler problemselliği dâhilinde ele alınabilecek bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.[17]

A.1.3) LİBERAL DEMOKRASİ:
Kısaca çoğunluğun iktidarını, azınlığında haklarını güvence altına alan anayasa hükümleriyle sınırlanmış demokrasi çeşididir. Liberal demokrasi kavramı özellikle 19. y.y. ile kavramlaşmış bir tür olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanayi devrimi sonrası artan kapitalist hareketler böylesi bir anlayışı yaratmıştır desek yanılmış olmayız. Ama unutulmaması gereken bir dönüm noktası da hiç şüphe yok ki Fransız Devrimi sonrası ortaya çıkan özgürlük anlayışının bu kavrama yaptığı katkıdır. Özellikle demokrasinin sadece iktidarı koruyup kollayan bir rejim olmadığı aynı zamanda azınlıktaki gruplara da belirli haklar tanıdığı sabittir.
Buna rağmen liberal devletin düşünce ikliminde şekillenen liberal demokrasi; hükümetler üzerindeki en etkili denetimin hükümetleri seçen, bir sonraki seçimde ise yeniden seçmeyebilecek olan seçmenlerden kaynaklanacağı açıkken liberal düşünürler, seçmenlerin kimlerden oluşması gerektiği konusunda bireysel özgürlük ülküsüyle bağdaşmayan bir tutarsızlığa bürünerek liberal demokrasiye yapılan eleştirilerin mimarı oldular. Liberaller eşit oy hakkı olmaması gerektiği bir aydının, filozofun, zenginin oy bakımından daha güçlü olması gerektiği yönündeki görüşlerini daha gür bir sesle dillendirerek liberal demokrasinin gelişim sürecini tıkamışlardır.
A.1.4)SOSYAL DEMOKRASİ:
Sosyal demokrasi; yönetim biçimi olmaktan çok bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Liberalizmin ve sosyalizmin değerlerinin sentezi olarak şekillenen sosyal demokrasinin kökenleri Tocqueville’ e kadar götürülebilir. Tocqueville in Amerika gezisi sonrası Amerikan demokrasisinin toplumsal ilkeleri – özellikle de statü eşitliği- nden çok etkilenmişti. Bu izlenimler sonucu Tocqueville demokrasiyi aristokrasi ile karşılaştırmış ve 1848’e kadar demokrasiyi siyasal form olarak değil, daha çok toplumsal durum tarzında algılamıştır.
Sosyal demokrasiye bakıldığında hem ülkesel hem de ülkeler aşırı bir anlayış olduğunu görmekteyiz. Sosyal demokrasi halkı için en iyi şartları oluşturmak zorundadır. Bu amaçla gelişen çağı en iyi şekilde takip ederken liberalizmin ilkelerinden, vatandaşlarına toplumsal düzen içerisinde ve siyasal süreçte sağlam bir yer verme ve eşitlik vurgularıyla da sosyalizmden etkilenmektedir.
Sosyal demokrasi adı dolaylı biçimde toplumun omurgasını ve siyasal üst yapısının alt yapısını meydana getiren topluma yayılmış topluluk ve birlikler için de kullanılmaktadır.[18]
Toparlamak gerekirse sosyal demokrasi bir yönetim modeli olmaktan ziyade daha çok yurttaşlarına daha iyi bir yaşama imkânı sunan, özgürlüklerden yana ama tüm bunları da devlete yüklenen çeşitli sıfatlarla yerine getirebilecek bir anlayış olarak karşımıza çıkmaktadır diyebiliriz.
Yeri gelmişken belirtmekte fayda var, bizimde katıldığımız görüşe göre sosyal demokrasi ile sosyalist demokrasi aynı şeyler değildir. Sosyal demokrasinin ayırt edici temel özelliği onun yalnızca toplumsal düzeyde etkinlikte bulunmasında değil, bir de kendi iç itihisapı ile etkin olma ve kendi içinde oluşma yeteneğinde belirir. İşte sosyal demokrasinin siyaset dışı niteliği ve onun sosyalist demokrasiden, sosyalist bir devletçe topluma zorla uygulanan politikadan tümüyle farklı olmasının nedeni, en iyi biçimde bu ikinci açıdan değerlendirilebilir. Sosyal demokrasi aşağıdan yukarıya doğru çıkar, sosyalist demokrasi ise yukardan aşağıya doğru iner. Yani sosyal demokrasi halkın istencine bağlıdır. Halk istediği için kısacası halk için uygulanır. Oysa sosyalist demokrasi halka rağmen yönetici azınlık tarafından uygulanan bir sistemdir. Daha da özetlemek gerekirse; sosyal demokrasi her şeyden önce bir yaşam biçimidir, sosyalist demokrasi ise yönetim biçimi.[19]
Sanayi devrimi sonrası yeni dünya düzeniyle demokrasi literatürüne girmiş bir demokrasi türü olan Sanayi Demokrasisi hakkında da bilgi vermek gerekir.

A.1.5.SANAYİ DEMOKRASİSİ:
19. y.y. sonunda Sydney ve Beatrice Webb’ in ortaya attıkları bir terimdir.[20]
Özü, sanayi işletmeleri içindeki demokrasidir. Gerçekten Webb’ler fabrika işlik düzeyinde işleyen mikro demokrasilerden başlayıp mesleki “işlevsel” temsile kadar uzanacak olan kapsamlı bir sistem tasarlamışlardır. Bu sistem belirli bir üst yapıyı öngörmekteydi. Üst yapının söz sahipliğine vurgu yapardı. Ama zamanla üst yapıdan vazgeçilmiş bütün ilgi işçi için kendini yönetme birimi olan sanayi işletmesi üzerine toplanmıştır. Bu şekliyle bakıldığında bizlere Eski Yunan’daki doğrudan demokrasinin izlerini yansıtmaktadır. [21]
Ve kısaca diğer demokrasi türlerine de değinirsek;
İktisadi demokrasi; çok yönlü dolayısıyla anlaşılması zor bir tür olarak karşımıza çıkmaktadır. Anlaşılmazlığındaki bu zorluğu ortaya çıkaran mantık ise; siyasal demokrasinin kendisini temelde hukuksal ve siyasal eşitlikle sınırlaması ve sosyal demokrasinin ise statü eşitliği üzerinde durması sabitken iktisadi demokrasiye bu süreçte düşen rolün ne olduğudur. Bu rol hiç şüphesiz ki gelir eşitliğini sağlamaktır. Nitekim iktisadi demokrasi adından, gelirin yeniden dağıtılması ile iktisadi fırsat ve koşullarda eşitliğin sağlanması politikası güden bir demokrasi anlaşılır ki; bu da iktisadi demokrasinin tanımı olabilir.
Bir diğer tür ise referandumlu demokrasidir.
A.1.6)REFERANDUMLU DEMOKRASİ:
Demos’un yani halkın sorunlar üzerinde bir araya gelerek değil de referandum yoluyla tek tek karar verdikleri bir demokrasi türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Referandumlu demokrasi genelde doğrudan demokrasinin bir alt dalıymış gibi gösterilmesine rağmen, gerçek olan sadece benzerliklerinin olduğudur. Bu tür demokrasinin Eski Yunan da görüldüğü belirtilmektedir. Ama kavramı açıklarken kullandığımız ilk cümle bu söylemi yıkabilecek bir güçtedir. Halk bir araya gelmemektedir oysaki Eski Yunan’da halk meclislerinin olduğunu biliyoruz. Halk karar alma sürecine doğrudan etki edebiliyordu. Bunlara rağmen Eski Yunan demokrasisinin son dönemleri yani Polis demokrasileri bu kavramın yaşadığı evren hakkında bize ışık tutmaktadır.
Kısaca Anglo-sakson sistemindeki demokrasi anlayışından da bahsetmek gerekirse temelleri 1215 yılına Magna Carta’ya giden Anglo sakson modelinin günümüze kadar ki amacı; halkın krallara karşı korunması gerektiği üzerine şekillenmektedir. Temelini çok partili hayatta görmekteyiz. Anglo Sakson sisteminde demokratik süreç çok sancılı ve çok teorik tartışmalar ışığında yol almıştır. Nitekim E. Burke’ ün 1770 yılında kaleme aldığı Thoughts on the Cause of the Present Discontents orijinal adlı bugünkü hoşnutsuzlukların Nedeni üzerine düşünceler olarak Türkçeye çevrilen eserinde[22]; Kral George’un davranışlarının anayasanın sözüne değil, özüne aykırı olduğunu belirtmiş ve ayrıca yazıda Burke’ün parti kavramını dayandırdığı yeni ve ünlü gerekçeye de yer verilmiştir. Buna göre parti, iktidardayken yönetime tutarlılık sağlayarak, muhalefetteyken de ilkeli bir eleştiriyle kral ile Parlamento arasında anayasal bir bağ kurabilecek, kamusallık ilkesi temelinde bir araya gelmiş bir topluluktu.
Buradan görünen sonuç, parti kavramının Burke için neyi ifade ettiğidir. Ve yine Burke’e göre parlamenter, vekil değil temsilci olmalıydı. Kuşkusuz seçmenler onun yargıcı olmalı, o da seçmenlerinin çıkarlarına hizmet etmeliydi. Ağırlıklı olarak krallığın yetkilerinin kısıtlanması ile ilgilenen Burke, seçim sisteminde reform hareketlerine ancak koşullu bir destek sağlamıştı. Yalnızca sayısal üstünlüğe iktidar hakkı tanıyan öğretilere karşı çıktı. Kralın üstünlüğünün ve harcamalarının parlamentoca denetlenmesini öngören ekonomik reform hareketinin önderlerinden biri olarak, tahtın nüfuzunu azaltmaya yönelik çalışmalarda bulunarak, özellikle de İngiliz demokrasi anlayışının şekillenmesinde rol oynamıştır. Günümüze bakıldığında iki gruplu bir meclisi görmekteyiz: Bir tarafta halkın temsil edildiği ( avam kamarası) bölüm, diğer tarafta ise yönetici sınıfın var olduğu( lordlar kamarası) bölüm. Çift parti sisteminin varlığından söz edebiliriz. Ancak şu unutulmamalıdır: sadece iki parti yoktur. Birden çok parti arasından seçilen iki parti siyasal yaşamda başrolü oynarlar. İki ana partinin var olması diğer partileri zayıflatabileceği gibi tersi bir sürece de etki edebilir. Keza üçüncü bir parti, yapacağı çalışmalarla iki partiden birinin yerini alabilir. Örnek olarak; İşçi partisi verilebilir. İşçi partisi, Liberal partinin yerini alarak bu süreci kendi lehine çevirmeyi başarmıştır.
Batı tipi demokrasi modellerinden sonra kısaca Marksist modeldeki demokrasi anlayışından bahsedip toparlayalım.

B) MARKSİST DEMOKRASİ

Bu bölümde Marksizm ve demokrasi dengesi üzerine kısaca duracağız.

Marksizm, batı demokrasi modelini kesinlikle reddeder. Marksizm’e göre toplumlar sınıflara bölünmüştür. Ve sınıflar arası bir mücadele vardır. Bu sınıflar arası mücadele devlet i ortaya çıkarmıştır. Devlet Marksizm’de egemen sınıfın kendi ayrıcalıklı durumunu sürdürebilmesi için, çoğunluğa karşı verdiği mücadele de bir araçtır.

Marksizm’e göre demokrasi işçi sınıfının sosyalizmi kurmasıyla gerçekleşecektir. İşçi sınıfı demokrasi mücadelesi içinde kendini geliştirecek, olgunlaştıracak, demokrasi mücadelesini adım adım ilerleterek kesin zafere hazırlanacaktır. Lenin’in dediği gibi, demokrasinin önemi sınıf mücadelesini genişletmesi, açması veya bilinçlendirmesindendir.

Pekiyi işçi sınıfı nasıl galip gelecektir sorusuna ise verilen cevap tüm ilerici ve demokratik güçlerle eylem birliği içinde olaraktır.[23]

Marksizm’de demokrasi mücadelesi bu süreçten sonra tekelci burjuvaziye yönelecek ve işçi sınıfının haklarını elinden alan burjuvazi yıkılarak demokrasi mücadelesi şekillenecektir.

Çalışmamızın son bölümünde kısaca bir değerlendirme yapmak gerekirse; demokrasi yüzyıllar boyu gerek kelime itibarıyla gerekse içerik itibarıyla üzerine açıklama yapılmaya çalışılan bir kavram olmuştur diyebiliriz. Yüzyıllar boyunca insanoğlunun kendisi için en iyi yönetim biçiminin ne olduğu sorusuna çoğunlukla verilen cevap demokrasi olmuştur. Ama unutulmaması gereken bir değerlendirmeyi de eklemek gerektiği kanısındayız: demokrasi hiçbir zaman salt yönetim biçimi olarak değerlendirilmemeli aynı zamanda bir yaşam tarzı olduğu da ayrıca ve güçlü bir şekilde vurgulanmalıdır.

Nitekim Emre Kongar’ da demokrasi için şu açılımı getirmektedir:
Demokrasinin gereklilik koşulu çoğunluk yönetimi; yeterlilik koşulu ise insanın temel hak ve özgürlükleri olmalıdır.[24]

KAYNAKÇA
1) Aron; Raymond; Demokrasi ve Totalitarizm; çev: Vahdi Hatay; Kültür Bakanlığı yayınları; İstanbul; 1975
2) Ateş; Toktamış; Utanç Yüzyılı; Altın kitaplar;1. Baskı; İstanbul;1999
3) Çam; Esat; Siyaset Bilimine Giriş; Der yayınları; İstanbul;1990
4) ERTÜRK; Selahattin: Diktacı Tutum ve Demokrasi; Kültür Bakanlığı yayınları; Ankara; 1993
5) Fuller; Graham: the Democracy Trap( demokrasinin çıkmazları)Altın kitaplar; 1.baskı; İstanbul 1996
6) Mert; Murat: Temsil, Demokrasi ve Siyasal Kültür Kavramları Ekseninde 3 Kasım Seçimlerinin Düşündürdükleri; Türkiye ve Siyaset dergisi; kış 2003 sayısı.
7) Kışlalı; Ahmet Taner: Siyasal Çatışma ve Uzlaşma; imge kitabevi; 2.baskı; Ankara; 1992
8) Kongar Emre: Demokrasi ve Laiklik; Remzi Kitabevi; 1.baskı; İstanbul 1997
9) Köker; Levent: Modernleşme, Kemalizm ve Demokrasi; İletişim Yayınları; 3. Baskı; İstanbul; 1995
10) Parkinson; C.Nortcote: Siyasal Düşüncenin Evrimi; remzi kitabevi; İstanbul; 1984
11) Sartori; Giovanni: Demokrasi Teorisine Geri Dönüş; çev: Tuncer Karamustafaoğlu, Mehmet Turhan; Türk Demokrasi Vakfı yayınları; Ankara 1993
12) Tanilli; Server: Devlet ve Demokrasi Anayasa Hukukuna Giriş; Say yayınları; 2.baskı; İstanbul;1981
13) Tanilli; Server: Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz? Cem Yayınevi;7. Baskı; İstanbul; 1995

14) TOURAINE, Alain: Demokrasi nedir? Çev: Olcay kural YKY yayınları; İstanbul;1997
15) Vergin; Nur: Siyasetin Sosyolojisi ,Bağlam Yay; İstanbul;2007
16)Ana Britannica Ansiklopedisi ilgili maddeleri(7 ve 20. Ciltler)
17) Hayat Ansiklopedisi; 2 cilt; demokrasi maddesi.

[1] Hayat ansiklopedisi cilt2, sf:992

[2] Demokrasi teorisine geri dönüş; Giovanni Sartori; çvr: Tuncer karamustafaoğlu; türk demokrasi vakfı yay. Ankara 1993 yetkin basımevi

[3] Alain Touraine; Demokrasi nedir? Çev: Olcay kural. Y.k.y yayınları. İstanbul Ekim 1997 sf:23

[4] A.g.e sf:24

[5] A.g.e. sf:35–36

[6] Graham fuller; The Democracy Trap(demokrasi tuzağı) altın kitaplar 1.baskı, İstanbul 1996

[7] Ahmet Taner Kışlalı, siyaset bilimi imge yayınevi

[8] Alain Touraine, a.g.e. sf:38–46

[9] Murat Mert; temsil, demokrasi ve siyasi kültür kavramları ekseninde 3 Kasım seçimleri ve düşündürdükleri makalesi. Türkiye ve siyaset kış 2003

[10] Toktamış Ateş; Utanç Yüzyılı, Altın kitaplar; 1.basım,1999, İstanbul

[11] C. Nortcote PARKINSON; siyasal düşüncenin evrimi; remzi kitabevi; İstanbul; 1984

[12] C. Nortcote PARKINSON. A.g.e. sf: 159

[13] C. Nortcote PARKINSON. A.g.e. sf: 167

[14] C. Nortcote PARKINSON. A.g.e. sf:157

[15] Alain Touraine; A.g.e. sf:26

[16] Server Tanilli; Nasıl bir demokrasi istiyoruz? Cem yayınevi 7. Baskı, 1995 İstanbul

[17] Murat Mert; a.g.m. sf:39–50.

[18] Giovanni Sartori a.g.e.

[19] Giovanni Sartori; A.g.e.

[20] Industrial Democracy; london; 1897, Yeni baskı, 2.cilt 1920

[21] Giovanni Sartori; A.g.e. sf:7–17

[22] Kaynakça Ana Britannica 7. Cilt sf:48

[23] Server Tanilli; Nasıl bir demokrasi istiyoruz; cem yayınevi; 7. Baskı 1995 İstanbul sf:17–22

Ayrıca bkz: Devlet ve Demokrasi Anayasa Hukukuna Giriş; Server Tanilli; 2.baskı; say yayınları; İstanbul 1981

[24] Demokrasi ve Laiklik; Remzi Kitabevi; 1.baskı, 1997 sf:18

About İlker Ekici

14 Mayıs 1986’da Bursa’da doğdu. Bursa Erkek Lisesini bitirdikten sonra, Afyon Kocatepe Üniversitesi Uşak Kamu Yönetiminden mezun oldu. Lise yıllarında, Öğrenci Temsil Konseyi Genel Lise Başkanlığı yaptı. Aynı zamanda edebiyat, şiir, kompozisyon gibi dallarda il çapında dereceler aldı. İl çapında düzenlenen münazara yarışmalarında birincilik ödülünü alan ekip içerisinde yer aldı. Üniversite yıllarında özellikle Siyaset Bilimi çalışmalarına yöneldi. Uşak Üniversitesinin Kocatepe Üniversitesinden ayrılmasıyla, birçok öğrenci kulübünün kurulma sürecine katkı sağladı. Atatürkçü Düşünce Kulübü, Kurucular Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. 2005’ten beri Atatürkçü Düşünce Derneği üyesidir. Atatürkçü Düşünce Derneği’nde çeşitli kademelerde rol aldı. Uşak’ta TEMA vakfı ile müşterek eylemlere imza attı. Yerel siyasette, birçok parti ile eş güdüm projelerine katkı sağladı. Bitirme tezini “Türk Siyasetinde Bir Ötekileştirme Sorunu olarak Merkez-Çevre İlişkileri” konusuyla verdi. Esas çalışma sahası, Çok Partili Dönem Sonrası Türk Siyasal Hayatıdır. Bu alanda birçok çalışmaya imza atmıştır. Çeşitli kurum, topluluk ve oluşumlarda gençlik politizasyonu üzerine konferanslar vermiştir. Yazılarına yapılan çeşitli atıflar, güncel politik çalışma kitaplarına girmiştir. Askerliğini yaptıktan sonra, Politikadergisi yazar kadrosuna kabul edilmiş, Nü haber adlı internet haber sitesinin haber editörlüğünü yapmıştır.

Bir Cevap Yazın